Kış mevsimi, çocukların sağlığını tehdit eden bulaşıcı hastalıkların ortaya çıkmasına en uygun dönemler olarak öne çıkıyor.

Bulaşıcı hastalıklar sezonu açılıyor

Eskiden salgınlar halinde görülen bulaşıcı hastalıklar binlerce çocuğun ölümüne neden olurken, günümüzde kolayca tedavi edilebiliyor. Bulaşıcı hastalıkların birçoğuna karşı geliştirilmiş aşılar sayesinde, hastalıklarla savaşmak mümkün oluyor. Ancak, her enfeksiyona karşı savaş veren bir aşı maalesef şimdilik bulunamıyor.

İleride sık karşılaşılan enfeksiyonların belirtileri bilinirse, en azından hastalığın daha ciddi bir boyuta gelmesi engelleneceğe benziyor. Sonbahar mevsimine girdiğimiz şu günlerde, bulaşıcı hastalıklar çocukların sağlığını tehdit etmeye başlıyor. Özellikle kızamık ve kızılın neden olabileceği ciddi rahatsızlıklara karşı ailelerin son derece dikkatli olmaları gerekiyor.

Zatürre
Nedir? Bir akciğer iltihabı olan zatürre (pnömoni), bebeklerde en sık karşılaşılan ölüm nedenlerindendir. Ancak, tedavisi mümkün olan bir hastalıktır. Nefes almada güçlük, ateş ve öksürük gibi belirtilerle kendini gösteren bu hastalık, bebeklerin sağlığını ciddi anlamda tehdit eder.

Belirtileri: Başlıca zatürre belirtileri; ateş, terleme, nefes almada güçlük, öksürük, iştahsızlık (bebeklerde anne sütü emmeyi reddetme olarak kendini gösterir), halsizlik ve uykuya dalmada güçlüktür.

Nedenleri: Bebeklerde görülen zatürrenin başlıca nedenleri bakteri, virüs ve mantar gibi organizmalardır. Doğrudan zatürre nedeni olmasa da sigara dumanına maruz kalma ve yetersiz beslenme de bebeklerde zatürreye yakalanma riskini artırır.

Tedavisi: Bakterilerin neden olduğu zatürre türü, antibiyotik kullanılarak tedavi edilir. Ancak viral kaynaklı zatürrelerde, antibiyotikler işe yaramaz. Zaman zaman bebeğin durumuna göre ağrı kesicilerden destek almak da gerekebilir.

Korunma Yöntemleri: Bebeğin özellikle de ilk altı ay düzenli olarak anne sütüyle beslenmesi, hijyenik bir ortamda yetişmesi (sigara dumanı, toz ve rutubetten uzak) ve zatürre aşısı büyük ölçüde korunma sağlar. Kızamık Hastalığı Nedir?

Kızamık
Nedir? Kızamık özel bir virüsle (morbilli) meydana gelen, bulaşıcı bir çocukluk hastalığıdır.

Nedenleri: Kızamığın etkeni olan virüs, hastaların burun ve yutak salgılarıyla çıkan damlacıklarda bulunur; ağız ya da burundan üst solunum yollarına ya da dolaylı olarak konjunktiva mukozasına girer. Vücuda girdiği yerde üreyerek düşük miktarda bütün vücuda yayılır ve lenf dokusu hücrelerinde üremeyi sürdürür. Daha sonra ikinci kez, çok daha uzun süreli ve kitlesel olarak kana yayılır. Bu döneme ilişkin ilk belirtiler, virüsün bulaşmasından yaklaşık 9-10 gün sonra ortaya çıkar.

Hastalık bu aşamadan sonra 14. ve 15. güne değin çok bulaşıcıdır. Virüsün vücuda girmesinden yaklaşık 14 gün sonra döküntülerin başlamasıyla virüsün üremesi azalır. 16. günden sonra genellikle kanda virüse rastlanmaz. Yalnız idrarda bulunan virüs, bu ortamda varlığını günlerce sürdürür. Döküntüler kanda hastalığa özgü antikorların belirmesi ve hastanın iyileşmeye başlamasıyla aynı dönemde görülür. Kızarıklıkların pul pul dökülme belirtileri göstermesiyle bulaşıcılık dönemi bütünüyle sona erer.

Nasıl Bulaşır? Kızamığın derideki belirtileri yaygın döküntülerdir. Kızamık tüm dünyada yaygın olarak rastlanan döküntülü bir hastalıktır. Etkeni, çok küçük ve vücudun dışındaki kimyasal ve fiziksel etkenlere karşı çok az direnci olan bir virüstür. Hastadan sağlıklı kişilere üst solunum yoluyla, özellikle konuşurken ve öksürürken çıkan tükürük damlacıkları aracılığıyla kolayca bulaşır. Bulaşmanın bu kadar kolay oluşu nedeniyle, kızamık genellikle sonbahar ve kışın aylarında küçük salgınlar halinde görülür.

Kızamık salgınında hastalığa önce çocuklar yakalanır, erişkinlerin büyük bir bölümü ile üç aylıktan küçük bebekler salgını hastalığa yakalanmadan atlatabilir. İlk bakışta tuhaf görünen bu olay kolayca açıklanabilir. Vücut ilk kez virüsle karşılaştığında hastalığa yakalanır ve virüse özgü antikor üretmeye başlar. Kandaki bu antikorlar virüsle yeniden karşılaştığında, virüsü etkisizleştirir. Böylece hastalığa karşı direnç geliştirilmiş olur. Süt çocukları anne karnındaki yaşamlarında bu antikorları annelerinden aldıklarından, erişkinlerin büyük bir bölümü de çocukluk çağında hastalığa tutulduklarından salgından etkilenmezler. Hastalığın ileri derecede bulaşıcı olması nedeniyle 2-4 yılda bir kızamık salgınları ortaya çıkar. Bir toplulukta salgın görüldüğünde, bağışıklığı olmayan bütün bireyler hastalanır ve bağışıklık kazanır. Bu nedenle, hastalığa yakalanacak yeni bireylerin ortaya çıkması için belli bir süre geçmesi gerekir.

Belirtileri: Kızamıkta birbirinden ayrılabilen dört dönem gözlenir: Kuluçka dönemi, döküntü öncesi dönem (prodrom dönemi), döküntülü dönem ve iyileşme dönemi. Bulaşma kuluçka döneminde anında başlar, virüs 8-12 gün boyunca vücutta belirti vermeden ürer. Normal olarak 10. günde döküntü öncesi dönem başlar ve ateş hızla yükselir. Ağızda yanağın içinde, azı dişleri hizasında kırmızı bir alanla çevrili küçük beyaz lekeler belirir. Bu lekeler, ilk tanımlayan hekimin adıyla anılır (Koplik lekeleri). 2-3 günden fazla sürmeyen bu dönemde çocuk isteksiz, yorgun ve uykuludur. İştahı azalmıştır, aksırır, hırıltılı, inatçı ve kuru bir öksürüğü vardır. Sulanan ve kızaran gözleri güçlü ışıktan rahatsız olduğundan ışıklı ortamlardan uzak durur. Bu aşamada, kızamık son derece bulaşıcıdır ve çocuğun enfeksiyonu aile bireylerine yayma olasılığı yüksektir.

Ateşin geçici olarak azalmasıyla döküntülü dönem başlar. Döküntüler başlangıçta düz, sınırları belirgin, pembe renkli küçük lekeler biçimindedir. Daha sonra hafifçe kabarır, büyür, sayıları artar ve giderek koyulaşıp kırmızılaşır. Döküntüler çıkarken ateş yeniden yükselir ve çocuğun genel durumu kötüleşir. Sürekli yatmak ister ve çok yorgundur, gözleri kolayca sulanır, aksırıklar yerini gerçek bir soğuk algınlığına bırakır. Öksürük hala hırıltılı ve çok rahatsız edicidir, özellikle küçük çocuklarda ishal görülür. Döküntülerin ortaya çıkmasından üç ya da dört gün sonra ateş hızla düşer. Kırıklık hali, öksürük ve soğuk algınlığı kaybolur, çocuk rahatlamış görünür. Döküntüler de ilk ortaya çıktığı bölgelerden başlayarak hızla solar. Kızarıklıkların pullanarak dökülme döneminin ardından, çocuğun tümüyle iyileştiği söylenebilir. Döküntüler hiçbir iz bırakmadan hızla kaybolur. Özellikle yüz ve boyun çevresindeki deri pul pul dökülür. Ne var ki, hastalığın bu son evresi her zaman fark edilmez, özellikle hastalığın hafif geçtiği olgularda hiç görülmez.

Görülebilecek Komplikasyonlar: Tüm olguların yaklaşık % 6’sında komplikasyonlar görülür. 2 yaşına kadar ve erişkinlerde bu oran daha yüksek olabilir. En sık rastlananlar solunum sistemi komplikasyonlarıdır. Döküntülerin ortaya çıkmasından önceki dönemde ve döküntülü dönemde başlayan olguların büyük bir bölümünde, kızamık virüsünün doğrudan etken olduğu bronş akciğer iltihapları (bronkopnömoni) ile genellikle bakteri kökenli enfeksiyonlara bağlı olarak iyileşme döneminde görülen bronş akciğer iltihaplan ayırt edilmelidir.

İlki özellikle küçük çocuklarda çok ağır geçer ve virüs kökenli olduğundan antibiyotik ile tedavi edilmez. Geç dönemde görülen bakteri kökenli bronş akciğer iltihaplarında ateş, irinli ve balgamlı öksürük ile solunum güçlüğü görülür. Bu tablo, antibiyotiklerle tedavi edilebildiğinden pek tehlikeli sayılmaz.

Bir başka solunum sistemi komplikasyonu da 3 yaşından küçük çocuklarda görülen ve solunum güçlüğüne neden olan gırtlak iltihabıdır (larenjit). Geçmişte çok sık görülen irinli kulak iltihabı (otit) antibiyotik tedavisinin uygulanmasından sonra giderek azalmıştır. Virüs kökenli iltihabın yerleştiği ortakulak mukozasında bakterilerin üremesiyle oluşur.

Kızamık komplikasyonlarından en tehlikeli olanı son yıllarda daha sık görünen beyin iltihabıdır (ensefalit). Bin olgudan birinde görülen beyin iltihabı, sıklıkla 2-9 yaş arasında ortaya çıkar. İyileşme döneminde ateşin yeniden yükselmesiyle başlar, havale nöbetleri ve koma görülür. Ender rastlanan bazı olgularda çok erken dönemde, döküntüler ortaya çıkmadan önce de başlayabilir. Klinik belirtiler genellikle çok değişken ve ağırdır. Çocuğun 1-2 gün içinde ölmesine yol açan biçimleri de vardır. Subakut Sklerozan Panansefalit (SSPA) kızamığın geç komplikasyonudur. Kızamıktan ortalama 7 yıl (1 ay-27 yıl) sonra ortaya çıkabilir (oran: 5-10/ 1.000.000). Hastalık sinsi başlar. Davranışsal ve bilişsel işlevlerin azalması, ataksi, myoklonik nöbetler ve ölüm ile sonuçlanır.

Tedavisi: Kızamık virüsünü yok eden özel bir ilaç olmadığından, belirtileri hafifletmeye yönelik tedavi uygulanır. Konjunktivit için gözler ılık borik asitle yıkanır ve göz kapakları özenle temizlenir.

Soğuk algınlığı sırasında günde birkaç kez burna damar büzücü damla damlatılırsa, çocuk daha kolay soluk alıp verebilir. İshal başlasa da özel bir tedavi gerekmez, çocuğa bir iki gün sıvı besinler verilir. Yalnızca solunum sistemi belirtilerinin ağır olduğu az sayıdaki olguda, antibiyotik tedavisi gerekir.

Hasta evinde uygun koşullar sağlandığında rahatlıkla tedavi edilebilir ve komplikasyonlardan korunmak mümkün olur. Beslenme ve ortam özellikle önemlidir. Hastalık sırasında sıvı ya da yarı sıvı, kolay sindirilen, sebze çorbası, sütte ezilmiş bisküvi, taze meyve suyu (özellikle şekerli limonata ve portakal suyu) gibi besinler verilmelidir. Özellikle iştahın az, ateşin yüksek olduğu döküntülü evrede çocuk yemek için zorlanmamalıdır. A vitamini takviyesi hastalığın komplikasyonlarını azaltır, iyileşme dönemini kısaltır.

Korunma Yöntemleri: Günümüzde en etkili korunma yöntemi, kızamık virüsüne özgü insan gamma giobülinidir. Salgınlarda ve çocuğun sağlığının başka hastalıklar nedeniyle kötü olduğu dönemlerde korunmaya önem verilmelidir. Gammagiobülin bulaşmadan önce uygulandığında, kızamığı etkili bir biçimde önler; geç uygulandığında etkisizdir, yalnızca belirtileri hafifletir. Kızamık çocuklarda erişkinlere göre daha ağır geçtiğinden, en iyi önlem gammagiobülin kullanılarak hastalığın hafif geçmesini sağlamaktır. 2 ya da 3 yaşından küçük çocuklar dışındaki bireylerde bulaşmayı önlemektense, koruyucu önlemlere ağırlık verilmesi önerilir.

Hastalığı geçiren çocuğun vücudunda kızamık virüsüne özgü antikorlar üretildiğinden, yaşam boyu bağışıklık kazanılır. Kızamık aşısı da korunma sağlayabilir. Bu amaçla, tavuğun embriyo hücrelerinden elde edilen ve etkinliği azaltılmış bir kızamık virüsü türü kullanılır. Aşı, tek dozda deri altına şırınga edilir. Bebeklere dokuz aydan başlayarak kızamık aşısı yapılabilir. Bu durumda %95 koruma sağlanır. Bir yaşında yapılan aşılarda ise, koruma oranı %99’dur. Salgın durumlarında altı aylık bebekler de aşılanabilir. Ancak aşının sonradan yenilenmesi gerekir. Aşıdan sonra çocuk çok hafif bir enfeksiyon geçirebilir ve kalıcı bağışıklık kazanır.

Kızamıkçık
Nedir? Virüslerin sebep olduğu, kızamıktaki gibi döküntülerle seyreden, bulaşıcı bir hastalıktır. Kızamıktan farkı; döküntüler daha açık renklidir, daha hafif ve tehlikesiz seyreder. Kızamıkçık doğuştan olan bir hastalık değildir. Basit ve bazen belirtisiz, bazen de sadece lenf bezlerinin şişmesi şeklinde ortaya çıkar. Yüzde ve vücutta 2-3 gün içinde kaybolan pembe renkli lekeler oluşur. Şiş lenf bezleri genelde boyun bölgesindedir. Kışın daha sık görülür. Hastalığın kuluçka süresi 2-3 hafta arasında değişmektedir. Tehlikeli olmayan bir hastalık olmasına rağmen, hamileliğin ilk 3 ayında kızamıkçık geçiren annelerin bebeklerinde körlük, sağırlık, kalp bozuklukları gibi önemli sorunlar ortaya çıkabilir.

Belirtileri: Bu hastalıkta kızamıkta olduğu gibi ateş, halsizlik gibi spesifik olmayan belirtilerin görüldüğü prodromal dönem yoktur. Küçük çocuklarda bu dönem olmamasına rağmen, bazı büyük çocuklarda görülebilir. Fakat oldukça hafif seyreder. Hastalığın en belirgin belirtilerinden birisi, kulak arkasında ve kafanın arka kısmının alt bölgesinde lenf bezlerinde büyümedir. Bu lenf bezlerinde büyüme bazen döküntüden önce ortaya çıkabilir. Döküntü, genelde açık renkte, pembe, yüzden başlayıp vücuda yayılan tarzdadır. Ortaya çıktıktan 1-2 gün sonra kaybolur. Hastaların % 20-50’sinde döküntü hiç olmaz.

Komplikasyonları: Kızamıkçığın komplikasyonları arasında gezici eklem iltihabı ve ağrısı vardır. Ciddi komplikasyonlarından biri ensefalittir, fakat iyi seyirlidir. Hamileliğinin ilk 3 ayında, kızamıkçık geçiren annelerin bebeklerinde doğumsal kızamıkçık ortaya çıkar. Doğumsal kızamıkçık sendromu olan bebeklerde kalp, beyin, göz ve işitme kusurları olabilir. Anemi, düşük doğum ağırlığı, yenidoğan trombositopeni ve hepatit diğer bulgulardır. Şiddetli kalp bozuklukları (PDA) en yaygın olanıdır. Körlük, sağırlık veya diğer hayatı tehdit eden organ bozuklukları görülebilir.

Tedavisi: Hastalığın tedavisi gerekmez. Fakat görülen semptomları yok etmeye yönelik ilaçlar verilebilir. Ateş yüksekse, ateş düşürücüler (antipiretikler), eklem ağrısı ya da baş ağrısı varsa ağrı kesiciler (analjezikler) kullanılabilir. Kendiliğinden geçen ve hafif seyreden bir hastalık olduğu için özel bir tedavi gerektirmez.

Korunma: Kızamıkçık olan bir kişi, döküntü başlamadan bir hafta önce ve döküntü başladıktan 4 gün sonraya kadar bulaştırıcıdır. Daha önceden kızamıkçık geçirmiş annelerin bebekleri, ilk 6 ay boyunca pasif olarak korunur. Kızamıkçık geçirmemiş anneler ise, hamileliğin ilk 3 ayı süresince kızamıkçıkla temas etmekten kaçınmalıdır. Bu dönemde kızamıkçık geçirirlerse, terapotik abortus dediğimiz doğum gereklidir. Bu dönemde, immünoglobülinlerin verilmesinin bir faydası yoktur. Kızamıkçık aşısı, kızamık ve kabakulakla birlikte %95 oranında koruyucu bir aşıdır. Bu aşı, 12 aylıktan büyük çocuklara rahatlıkla yapılır.

Kızıl
Nedir? Kızıl; bütün vücut derisinde döküntüler yapan, glomerülonefrit ve romatizmal ateş gibi çok önemli komplikasyonlara yol açabilen akut ve bulaşıcı bir hastalıktır.

Nedenleri: Hastalığa, salgılanan zehirle (toksin) deri ve mukozalarda döküntülere neden olan birçok streptokok türü yol açar. Buna karşın, yutak ve bademciklerdeki değişiklikler doğrudan bakterilerin etkisi sonucunda gelişir. Hastalığa neden olan mikroorganizmalar olguların büyük bir bölümünde yutak mukozasına yüzeysel olarak yerleştiğinden (akut bademcik iltihabı), kızıl vücudun belirli bir bölgesinde ortaya çıkar. Bakterilerin yerleştiği bölgede salgıladığı zehirli madde, genel dolaşım yoluyla yayılarak deri ve mukozalarda döküntü gibi genel belirtilere neden olur. Daha seyrek olarak streptokoklar, cerrahi yaralar (cerrahi kızıl), yanıklar (yanık kızılı) ya da doğuma bağlı yaralardan da (loğusalık kızılı) vücuda girebilir.

Nasıl bulaşır? Kızıla neden olan bakteriler insanlardan, (öncelikle de hastalardan), iyileşme dönemindeki hastalardan ve kronik taşıyıcılardan bulaşır. Taşıyıcılarda streptokok ağız burun boşluğuna, buruna ve deriye yerleşir. Ayrıca hastaların kanında da bulunabilir. Bulaşma, özellikle kronik taşıyıcı hastalardan yayılan damlacıklar aracılığıyla doğrudan ya da dolaylı olarak gerçekleşir. Bu durumda mikroplarla kirlenmiş çamaşırlar, sofra gereçleri, oyuncaklar, halka açık yerlerdeki eşyalar hastalığın bulaşmasında etkili olabilir. Süt ve süt ürünleri ile onları işleyen kişilerin streptokok taşıyıcısı olması ya da ineğin memesinde streptokokun yol açtığı enfeksiyonun bulunması da bulaşmada rol oynayabilir.

Nasıl yayılır? Kızıl büyük kentlerde yaygın bir biçimde, küçük yerleşmelerde sınırlı salgınlar halinde, köylerde ise tekil olgular biçiminde görülür. Hastalığın yayılma hızı, bulaşma koşullarının elverişli olmasına ve hastalığa açık kişilerin sayısına bağlıdır. Hastalığa yakalananlar iyileştikten sonra bağışıklık kazanır. Hastalığa açık kişilerde oluşan yeni bir çekirdek ortaya çıkana değin, hastalığın rastlanma sıklığında azalma gözlenir. Köylerde hastalığın tekil olgular biçiminde görülmesinin nedeni, ailelerin birbirinden uzak yaşamalarıdır. Buralarda hasta kişilerle yakın ilişki kentlere göre çok daha azdır. Kızıl, en çok 2-9 yaş grubunda görülür. Bunun en önemli nedeni, daha küçük bebeklerde anneden gelen bir korunma özelliğinin, ikinci olarak da streptokokların neden olduğu gizli bir enfeksiyonun yarattığı aktif bir bağışıklığın bulunmasıdır.

Belirtileri Kızılın kuluçka evresi genellikle 3-7 gündür. Ama bu süre, loğusalık kızılı ya da cerrahi kızılda çok daha kısa olabilir. Hastalığın genel belirtileri kendini kötü hissetme, yorgunluk ve baş ağrısıdır. Hastalık, ani ve şiddetli bir biçimde başlar. Titreme, hızla yükselen bir ateş (40°C-41°C), huzursuzluk, baş ağrısı, bulantı, kusma, solunum güçlüğü, karın derisinde ve yüzde kızarıklık, çene ve ağız çevresinde solukluk görülür. Boğaz ağrısı, yutma güçlüğü, yutak ve boğaz mukozasında şişlik ve kırmızılık ortaya çıkar. Dilin üzerini beyaz bir pas kaplar, ucu ve çevresi ise kırmızı bir görünüm alır. Boynun yan bölümleri ve üst çenenin arkasındaki lenf bezleri şişer. Oldukça hızlı gelişen bu evre bir gün kadar sürer.

Ağız mukozasında kırmızı zemin üzerine, koyu kırmızı renkli küçük lekelerin belirmesiyle hastalığın gidişi yavaşlar. Ayrıca hastanın dili hastalığın etkisiyle özel bir görünüm alır. Bu durum çilek dili olarak adlandırılır. Döküntü 24 saat içinde yaygınlaşır. Bazı ön belirtilerden sonra, döküntülerin ortaya çıkması iki güne kadar gecikebilir. Döküntü 3-4 gün sürer. Bu dönemde, belli aralıklarla bütün vücutta eşit dağılım gösteren pembe kızıl renkte döküntüler gözlenir. Elle muayenede kırmızılığın, toplu iğne başından küçük, çok sayıda pürtüklü kabartıdan oluştuğu görülür. Döküntüler tipik bir dağılımla önce göğüste, boynun altında ya da karında ortaya çıkar. Sonra, yavaş yavaş el ve ayaklara kadar yayılır. Çene, ağız ve burun kanatlan çevresinin soluk bir renk alması dikkat çekicidir. 5-6. günden sonra, vücudun değişik yerlerinde soyulma başlar. Soyulma önce yüzde pullanma, vücutta birkaç milimetre çapında kabuklar, kol ve bacaklarda da geniş parçalar biçimindedir. Soyulma günler ya da haftalarca sürebilir. Bu dönemde hastanın genel durumu iyidir.

Kızıl hastalığı, klinik olarak tipik olmayan biçimlerde de ortaya çıkabilir. Oldukça kısa süren ve çok az döküntü yapan hafif kızıl tablosu önemlidir. Streptokokların salgıladığı zehirli (toksik) maddelere karşı bağışıklığı olan kişilerde ortaya çıkan anjin, gerçek bir streptokok anjini değildir. Ayrıca olağanüstü ağır gidişli ve bakterinin salgıladığı aşırı toksine bağlı tipik olmayan biçimler de bilinmektedir. Bakteriye karşı bağışıklık olmadığı durumlarda, streptokok farenjiti gelişebilir. Az rastlanan öteki biçimlerde döküntüler mor renkli (mavi kızıl) ya da kesecikler biçiminde olabilir (miliyer –yaygın- kızıl).

Komplikasyonları Kızılın yol açtığı komplikasyonlar, üç başlık altında toplanabilir.

Septik komplikasyonlar: Streptokokların yayılmasına bağlı olarak gelişir.

Toksik komplikasyonlar: Bakterinin salgıladığı toksin etkisine bağlıdır.

Geç komplikasyonlar: Aşırı duyarlılık gelişimine bağlı olarak ortaya çıkan geç komplikasyonlara alerjik komplikasyonlar da denir.

Günümüzde çok az rastlanan septik komplikasyonlar, streptokokların komşuluk ya da kan yoluyla yayılmasına bağlı olarak gelişir. Toksik komplikasyonlar esas olarak kalp ve böbreklerde ortaya çıkar. İleri yaşta ortaya çıkan kalp kası iltihabı, çarpıntı, nefes darlığı, göğüs ağrısı, kalp atımlarında hızlanma ve bazen bir üfürüm ile seyreder. Erken böbrek komplikasyonlarının en sık görüleni z. terstisyel nefrittir. İdrarla kan gelir, idrar miktarı azalır. Ardından kanda miktar artar, buna karşın kan basıncında yükselme ve şişme (ödem) görülür. Bazen idrar çıkışı bütünüyle durduğundan, yapay böbrek takılması gibi modern tekniklere başvurmak gerekebilir. Bir zamanlar, yol açtığı komplikasyonlar nedeniyle oldukça ciddi bir hastalık olan kızıl, günümüzde etkin antibiyotik tedavisiyle kolayca iyileştirilebilmektedir. 20. yüzyılın başlarında %3 olan hastalıktan ölüm oranı, günümüzde en çok %0,05’tir.

Tedavisi: Streptokok enfeksiyonlarına karşı uygun ve etkin bir antibiyotik tedavisi uygulanmalıdır. İlacın hastalık süresince düzenli biçimde verilmesi olanaklı değilse, 600.000-1.200.000 ünitelik tek doz olarak benzatil penisilin verilebilir. Penisilinin uygulanma olanağı yoksa, günde kilo başına 25 mg olarak eritromisin verilebilir. Eritromisin, 10 gün süreyle uygulanmalıdır. Bakterileri yok etmeyip, yalnızca büyümelerini durduran sülfamitler kullanılmamalıdır. Kızıl geçiren küçük yaştaki hastalara ateşli dönemde yatak istirahati, nitelik ve nicelik açısından hafif ve uygun besinler ile sıvı kaybını karşılayacak miktarda sıvı verilmesi gerekir. Hastada boğaz kuruluğu varsa, yattığı odanın havası nemlendirilmelidir. Ağrılara karşı (baş ya da lenf bezleri ağrıları) asetil salisilik asit (aspirin) kullanılır.

Korunma: Kızıl, bildirilmesi zorunlu olan hastalıklardan biridir. Eskiden hasta çevreden uzak tutulurdu. Bu süre 40 gün kadar olabilirdi. Ama günümüzde etkili antibiyotik tedavisi sonucunda karantina gerekli olmamaktadır. Gene de streptokokların önemli ölçüde dirençli olmalarından dolayı, bulaşmaya yol açabilecek bütün eşyaların dikkatle dezenfekte edilmesi ve hasta iyileştikten sonra odasının da dikkatle temizlenmesi gerekir. Ayrıca hastalığın yayılmasını önlemek için, hastanın ailesine ve çevresindeki yakalanma tehlikesi yüksek kişilere penisilin verilmelidir.

Oldukça yaygın görülen A grubu streptokok taşıyıcılarına karşı pratik açıdan alınacak önlemler de oldukça önemlidir. Sağlıklı streptokok taşıyıcılarının, kendileri ve başkaları için tehlikeli olup olmadıkları tartışılan ve üzerinde fikir birliğine varılamayan bir konudur. Bir görüşe göre, taşıyıcılardaki streptokoklar son derece tehlikeli bir kaynaktır. Her koşulda ortadan kaldırılması ve kurutulması gerekir. Bir başka görüş ise, özellikle okul çağındaki çocuklar arasında birçok taşıyıcı bulunmasına ve bunların sürekli olarak mikrop taşımalarına karşın, streptokok kökenli hastalıklara yakalanmadıklarını ileri sürmektedir. Taşıyıcılarda genellikle yüksek miktarda koruyucu antikor bulunur ve streptokok kökenli bir hastalığa yakalansalar bile, hastalık etkeni çoğunlukla boğazlarında yerleşik durumdaki streptokoktan farklı tiptedir. Vücudunda uzun süre streptokok taşıyan kişilerin kanında streptokoklara karşı koruyucu antikor miktarı oldukça yüksektir. Ama streptokokları kısa süre taşıyanlarda bu durum gözlenmemiştir.

Bu veriler ışığında, sağlıklı taşıyıcıların boğazındaki streptokokların ortadan kaldırılmaması gerektiği, çünkü bu taşıyıcılık durumunun doğal bir bağışıklama yöntemi olduğu söylenebilir. Ama bu gözlemin çelişkili yanı, A grubu streptokok taşıyıcılarının kendileri için olmasa bile, toplum için önemli bir tehlike kaynağı olmalarıdır. Bundan ötürü penisilin ya da eritromisinle uygulanacak bir koruyucu tedavinin toplumsal açıdan gereklidir.

Suçiçeği
Nedir? Suçiçeği (varisella); varicella zoster virüsünün (VZV) sebep olduğu, vücutta kaşıntılı, kırmızı döküntüler, yorgunluk ve ateş ile kendini gösteren bulaşıcı bir hastalık türüdür. Suçiçeği döküntüleri, ilk olarak gövde ve yüzde ortaya çıkar. Hastalık, çoğunlukta çocuk yaştaki kişilerde görülür.

Nasıl bulaşır? Belirtileri nelerdir? Çok fazla bulaşıcı özelliğe sahiptir. Cilt döküntüsü, kaşınma, kızarıklık ve yüksek ateş ile tanımlanır. Kuluçka döneminden yaklaşık 2 hafta sonra döküntüler oluşur. İlk günlerde ise yüksek ateş görülür. Bunun yanı sıra, halsizlik ve burun akıntısı seyreder. Çiçek hastalığında görülen deri döküntüleri, içi su dolu kabarcıklar şeklindedir. Yüzde, saç derisinde, boyun kısmında, göbek ve en çok da sırt bölgesinde ağırlıklı olur. Bu kabarcıklar kızarıklığa sahiptir ve kaşıntı yaparlar. Suçiçeğinde kızarıklık, kaşıntı ve su toplama olan döküntü evresi yaklaşık 1 hafta sürer, tedavi süresince 1-2 gün de yüksek ateş kaydedilir. Yaklaşık 2 haftalık bir süreçte ilaç tedavisi uygulanarak, suçiçeği hastalığının sağaltımı gözlemlenir.

Bulaşıcı özelliği ne kadar sürer? Suçiçeği döküntülerin oluşmasından bir hafta öncesinde ve döküntü gözlemlenmesinin ardından 1 hafta boyunca etkilidir. Kabarcıkların kendini yenilemesi dönemlerinde her zaman bulaşıcılık tehlikesi vardır. Suçiçeği geçiren çocuk, eğer okul çağında ise okula gitmemesi iyi olur. Hem hastalığın bulaşıcılığı açısından hem de hastalık belirtilerinden olan yüksek ateş nedeni ile okula gitmesi önerilmemektedir.

Hayati tehlikesi var mıdır? Suçiçeği vakalarının çoğu hafiftir, ancak bu hastalığa bağlı ölüm oluşabilir. Suçiçeği aşısı geliştirilmeden önce Amerika’da her yıl yaklaşık 100 kişi hayatını kaybetmekteydi. Bu kişilerin çoğu, daha önce herhangi bir hastalığı olmayan kişilerdi. Suçiçeği, aynı zamanda her yıl yaklaşık 11.000 hastaneye yatışa da neden olmaktadır. Suçiçeğini hafif geçiren çocuklar bile huzursuzdur, en azından bir hafta veya daha uzun bir süre okula veya kreşe gidemezler.

Komplikasyonları: Suçiçeğine bağlı olarak en sık görülen komplikasyon cilt veya kemikler, akciğerler, eklemler ve kan gibi diğer bölgelerde görülen ikincil enfeksiyonlardır (suçiçeği virüsü dışında bir etken, genellikle bir bakteri ile gelişen enfeksiyon). Suçiçeği virüsü zatürre veya beyin enfeksiyonuna neden olabilmektedir. Bu komplikasyonlar nadir ancak ciddidir. Komplikasyonlar küçük bebekler, erişkinler ve bağışıklık sistemi yetersizliği olan kişilerde daha sıktır.

Suçiçeği geçiren bir kişi ne kadar süreyle hastalığı bulaştırabilir? Suçiçeği geçiren kişiler, döküntüler başlamadan 1-2 gün öncesinden itibaren, tüm döküntüler kuruyup kabuklanıncaya kadar hastalığı bulaştırabilirler (genellikle 6-8 gün).

Tedavisi: Daha önce herhangi bir hastalığı olmayan ve suçiçeği geçiren çocukların büyük kısmı yatak istirahati, sıvı takviyesi ve ateş kontrolü ile tedavi edilir. Suçiçeği geçiren çocuklara kesinlikle aspirin verilmemelidir (Reye Sendromu riski nedeniyle). Çocuğa ateş düşürücü olarak hangi ilacın verilmesi gerektiği doktora sorulmalıdır. Ciddi suçiçeği vakalarında hastanın yaşı, sağlık durumu, hastalığın ciddiyeti ve tedavinin zamanlamasına bağlı olarak antiviral ilaçlar kullanılabilir.

Suçiçeği birden fazla kez geçirilebilir mi? Suçiçeği geçiren insanların çoğu, hastalığa karşı bağışıklık kazanır. Bununla birlikte, ikinci kez suçiçeği geçirilebilir. Ancak bu çok sık görülen bir tablo değildir.

Suçiçeği virüsü ile karşılaşıldığı düşünülüyorsa, ne yapılmalıdır? Eğer çocuk daha önce suçiçeği geçirdiyse veya aşılandıysa, herhangi bir şey yapmaya gerek yoktur. Ancak çocuk hastalığı geçirmediyse ve aşısızsa, virüsle karşılaşmadan sonra en kısa sürede suçiçeği aşısı ile aşılanması önerilmektedir (Suçiçeği virüsü ile karşılaşma sonrasındaki ilk 3 gün, ya da en fazla 5 gün içinde). Eğer virüsle karşılaşma sonrası belirtilen süreler içinde suçiçeği aşısı uygulanırsa, hastalığı önleyebilir ya da hafif geçirilmesini sağlayabilirsiniz. Çocuk virüsü o anda almamış bile olsa, daha sonraki karşılaşmalarında çocuğu koruyacaktır.

Kimler Suçiçeği Aşısı Olmalıdır? Suçiçeği aşısı aşağıdaki gruplara önerilmektedir:
12-18 ay arası tüm bebekler,
Daha önce suçiçeği geçirmemiş ve aşılanmamış daha büyük çocuklar (13 yaşına kadar tek doz, 13 yaşın üzerinde 4-8 hafta ara ile iki doz),
Daha önce suçiçeği geçirmemiş ve suçiçeği bulaşma riski yüksek adolesan (ergen dönemdeki çocuklar) ve erişkinler (örneğin; öğretmenler, kreş çalışanları, küçük çocukları olan ebeveynler, üniversite öğrencileri gibi).
Sağlık çalışanları ve bağışıklık sisteminde yetersizlik olan kişilerle temas eden kişiler gibi suçiçeğinin komplikasyonları açısından risk altında olan kişilerle çalışanlar veya onlarla birlikte yaşayanlar.(Uzm. Dr. Murat Seringeç|saglikveyasamdergisi)