TUĞÇE KÖYLÜ

‘Yeniden İstanbul’ adlı şiir kitabının yazarı olarak tanıdığımız Aslı Melek, Y. İç Mimar Yıldız Özyalçın, haberboyu’nda bu haftaki konuğumuz oldu. Özyalçın’la şiirlerinin içindeki yaşanmışlıkları, hayatındaki yeri, kitabının oluşmasında önemli bir rolü olan İstanbul ve doğduğu yer olması dolayısıyla vazgeçemediği  İzmir şehirleri üzerine hoş bir sohbet gerçekleştirdik.

Yıldız Özyalçın

Bize biraz kendinizden bahseder misiniz?

1957 İzmir doğumluyum. Çocukluğum İzmir’de geçti. Lise tahsilimi Bursa’da tamamladıktan sonra, Güzel Sanatlar Akademisi’ni kazandım ve 1975’de İstanbul’a geldim. Üniversiteyi bitirdikten sonra evlendim ve İstanbul’da yaşamaya devam ettim. 40 yıla aşkın İstanbul’dayım. Mesleğim iç mimarlık. Şu an iç mimarlık yapmakla birlikte bir yandan da okuyor ve yazıyorum.

 ‘Yeniden İstanbul’ adlı son kitabınızı yazarken nelerden esinlendiniz, bunu doğuran nedir?

İstanbul’da yaşıyor olmak birinci etkenlerden biri. İstanbul’u gören, ona ait bir şey yapmak istiyor zaten. Her şeye ortak bir şehir, hiçbir şehre benzemiyor. Yazma nedenim şu ki, uzun yıllar okudum, çalıştım ve o yıllarda çocuğumu dünyaya getirdim. Her şeyden uzak kaldım. İstanbul’da yaşadığım halde İstanbul’u bilmeden, fark etmeden yaşamışım. Kendi şirketimi açmadan önce 15 yıla yakın bir süre büyük mimarlık ofislerinde çalıştım. İstanbul’u fark edemeyecek kadar yoğun günler geçirdim. Tabi hayatımızın akışına göre değişiyor bazı şeyler. Şahsi ofisimi kurduktan sonra, benim için bir rahatlama dönemi başladı ve İstanbul’a ait birikimlerimi bir araya topladım. Zaten bu süreç içinde hep yazıyordum fakat yaşayamıyordum. Geceleri çok geç saatlerde evde bulunabiliyor, sabahları da çok erken çıkmak zorunda kalıyordum. İş açısından farkındalık noktasına ulaşınca yazılmış olanları derlemeye başladım. Bu böyle bir şey, bence İstanbul’da olup da ona karşı bir eser yaratmamak mümkün değil.

‘Yeniden İstanbul’ adlı kitabınızda, İzmir’in izlerine rastlıyoruz. İzmir için de kendinizi bütünleştirdiğiniz bir şehir denebilir mi?

Tabi ikinci şehrim İzmir. Çünkü ben ayda bir veya iki kez İzmir’e giderim. Burada yaşadıklarımı orada da yakalamaya çalışırım. Hatta aklımdan bir konu geçti iki şehrin arasında diye, ikisini de anlatabileceğim bir derleme hayal ederdim. Şimdi o biraz geride kaldı.

Üzerine şiir yazmış bir şair olarak, İzmir ve İstanbul’un geçmiş ve geleceğini karşılaştırırsak neler söylemek istersiniz?

İzmir çocukluğumun şehri, ben hep öyle söylüyorum. Bütün alışkanlıklarım, kimlik değişimim İzmir’de başladı. İzmir’de büyümüş ve şeklini almış bir insan olarak İstanbul’a geldim. En nihayetinde çocukluk, büyük izleri var. Bütün şehirlerden rahat dönerim ama İzmir’den biraz buruk dönerim. Anne vatanım, anne yerim, toprağım orada, her şeyim orada ama İstanbul’un da, hakkını verdiğini düşünüyorum.

O zaman sizin için İzmir geçmiş İstanbul’da gelecek diye mi bakmalıyız?

Hayır. Aksine geleceğim tekrar İzmir olabilir. Oraya gittiğimde kendimi çok huzurlu hissediyorum. Şehrin içine girdiğimde, deniz kıyısına gittiğimde, o rüzgârı hissettiğimde huzur buluyorum fakat her seferinde İstanbul başka bir şehir demeden geçemiyorum.

İstanbul’u anlatan en beğendiğiniz şairimiz sizce kimdir?

Özellikle bir isim veremeyeceğim. Birçoğunu beğenirim. Nazım Hikmet kadar iyi anlatan bir şairimiz yoktur. Atilla İlhan, Orhan Veli’de bunların içinde yer alır. Herkes İstanbul’u anlatmış, herkes kendi diliyle anlatmış ve herkes İstanbul’un şahitliğinde bir şeyler yazmaya çalışmış. En çok da âşık olduklarında insanlar, İstanbul’u çok severler, terk edildiklerinde ise İstanbul’a nefret kusarlar. Biz filmlerden öğrendik, en güzel aşklar İstanbul’un en güzel manzaralı yerinde bir ağacın altında başlar. Muhakkak olayın içinde İstanbul vardır mekân olarak.

Neden hep Antoloji şiirleri?

2004’de Antoloji ile kayıt yapmaya başladım. Düzgün yönlendiren bir siteydi benim için. Orada yazdığım şiirlere reaksiyon almak hoşuma gidiyordu. Daha sonra bu kapsamda sitelerin sayısı arttı ve şiirlerim bilmediğim yerlerde kullanılmaya başladı. Takip ettiklerim ve edemediklerim var. Bu arada biraz şiirlerimi geri çekmeyi düşündüm. Son bir iki yıldır aktifliğim pek yok. Zaten blog’um var. Bir şey yazacaksam oraya yazıyorum. Ama bana çok şey katmıştır. Bir şey koyduğum zaman hızlı reaksiyon aldığım bir siteydi. Belli insanların takip ettiğini biliyorsunuz ve o esnada tanımış da oluyorsunuz. Okurlarımın  tepkileri moral veriyor.

Yeni bir kitapla sizi karşımızda tekrar ne zaman görececeğiz?

Evet. İkinci kitap hazırlığım var. Normal iş yaşantıma devam ediyorum ama kendime ayırabildiğim süre çok daha fazla. Aslında başka yerlere gidip bir süre yaşamak istiyordum, ancak işim nedeniyle ayrılamayacağım. İpucu vermem gerekirse, yine şehirle ilgili olacak. Aynı zamanda Antolojiye 100’e yakın şiirimi koydum. Onları tekrar gözden geçirip, bu yaz için ikinci kitap hazırlığımı yapmak istiyorum.

Sizin eklemek istediğiniz bir şey var mı?

Neden şiir yazdığımdan bahsetmek istiyorum. Benim görüşüm, romanda veya düz yazıda, okuyanlarımıza fazla bir boşluk bırakılmıyor. Daha doğrusu her şey tanımlanır, tarif edilir ama şiirde öyle değil, şiir biraz daha okuyana özgürlük tanıyan bir edebiyat türüdür. Ben de belki biraz o yüzden şiir yazmayı tercih ettim. Daha özlü, daha imgesel, insanlar ne anlam çıkarıyorlarsa, tarifsiz. Ben başka bir şiir okurken de, aynı duyguyu hissediyorum. Bana çok pay bırakılmış oluyor. Aktif hale geçiyorum ve beni de içine çekiyor. İşte bu duyguları romanda yaşayamıyoruz her şey tanımlı çünkü. Bence şiir yazmak, şairlere de okurlara da özgürlük.

Bizimle paylaşabileceğiniz yeni bir şiiriniz var mı?

Yamaç
Kimseye söyleme
bir gün otoban kıyısında
yamaçtan aşağı
ellerim dizlerimde oturarak
-oraya nasıl çıkılır hep merak etmiştim-
düşünüp buraya gelince
nasıl kıyısında gibi denizin
yani dalga seslerini dinler gibi
Ankara’ya giden otobüslere bakacağım
hiçbir şey istemeden hiçbir şeyi anmadan
sadece yola bakacağım.

Keyifli söyleşi ve bu güzel şiir için teşekkürler.

haberboyu logosu