Günümüz tüketim toplumunun davranışları özellikle gelişen teknolojiler ile birlikte kurumsal eğitimlere doğrudan yansıyor. E-learning, video, mobil, gamification, simülasyon, webinarlar ile kısa sürede hap eğitim ve seminerler ile bilgiye ulaşmak, özellikle zaman ve bütçe maliyetlerine katlanmak istemeyen organizasyonlar ve katılımcılar için ön planda. Bilgiye en hızlı, en ucuz, en kısa şekilde ulaşmak istiyor herkes. Peki niye Google değil sorusunun cevabını aşağıdaki 8 madde açıklıyor. Ayrıca ek olarak, hangi bilgi doğru, hangisi güncel, milyonlarca linkten hap yapmak kolay değil gibi başlıkları sıralamak da mümkün, cevaplar arasında.

Ancak tüm bu gelişmelere rağmen bu yeni teknolojiler sınıf içi eğitimlerin ve canlı seminerlerin katma değerini ve yerini tutmakta zorlanıyorlar. Çünkü her eğitim bu teknolojik yapılara uygun olamayacağı gibi, ulaşılmak istenen çıktıya bağlı olarak da yöntemler değişebiliyor.

Kurumların çalışanlarına eğitim vermesindeki temel dinamikleri ve ulaşılmak istenen stratejik temel çıktıları özetlersek ;

1. Kurumsal hafıza gelişimi ve organizasyonel yetkinlik artışı

2. Departmanlar ve çalışanlar arasındaki iletişimin ve paylaşımın artması

3. Katılımcılarda kurum içi iş yapış şekillerine, bilgiye ve kültüre hakim olma

4. Dış kaynak kullanımlı eğitimlerde özellikle iyi uygulama örnekleri, rekabet ve vizyona destek olacak bilgi aktarımını elde etme

5. Motivasyon, networking, kurumsal stres yönetimi, eğlenerek, deneyimleyerek öğrenme

6. Yeniliklerle ilgili bilgilendirme (ürün, süreç, organizasyon, teknoloji, vb)

7. Yetenek ve Kariyer Yönetimi

8. Finansal, mevzuat ve diğer nedenler

 

Katıldığım tüm sınıf içi eğitimlerde, şu ana kadar istisnasını görmediğim şekilde, katılımcılardan gelen ilk soru şu oluyor : “Hocam bugün kaç gibi bırakırsınız ?” Aslında bu bir soru değil, bir temenninin sözel ifadesi. Nedenini ise ilk paragrafta açıkladım. Peki kurumsal eğitimler niye önemsenmelidir sorusunun cevabı bu 8 madde dışında nedir dersek, onu da şu şekilde özetleyelim.

6 yıllık akademik ve profesyonel eğitmenlik ve danışmanlık (koçluk) hayatım ve 15 yıllık kurum içi eğitmenlik deneyimlerimde gördüm ki ;

Öncelikle, gelir tablosunda gider kalemi olarak yer alıyor eğitim bütçeleri. Yani, eğitime katılanların görev tanımlarında var aslında sorunun cevabı, karı maksimize etmenin yolu ya ciro artışından ya da maliyetleri azaltmaktan geçiyor. Eğer eğitimler bir kurumun yukarıdaki 8 madde için vazgeçemediği bir başlıksa (ki öyle olmalı) bunun geri dönüşünü en başta verimlilik sonra kar olarak almalı.

İkincisi, bir akademik eğitim takvimini planlamak çok zor bir olay. Ciddi bir optimizasyon işi. Hele ki büyük bir kurumdan, yüzlerce, binlerce çalışana karşılık limitli sayıda sınıf ve eğitmenden (eğitim kurumundan) bahsediyorsak tam bir mühendislik işi. Yani, bu çaptaki bir kurumda bir katılımcı açısından senede 10-20 gün arası eğitim olarak görünen durum, aslında onu planlayan eğitim bölümleri için ciddi bir çalışma ve efor gerektiriyor. Hele ki, bu akademik takvim bir program mantığı ile kademelendirilmiş bir akademi formasyonu ve kredi sistemi de barındırıyorsa. 350 kişilik bir şirkette, akademik bir yılda, kredi sistemli, kademeli, 4 sınıfta, 15 eğitmenle, 30 başlıkta akademi dizayn eden bilir işin zorluğunu. Çalışan sayısının azlığı yanıltmasın, akademi kuruluşunda danışmanlık yaptığım bir sigorta şirketinde, bu kombinasyonları doğru şekilde bir araya getirmenin zorluğunu deneyimleyen biri olarak iddia ediyorum, eğitim bölümlerinin işi çok zor.

Üçüncü başlık, konaklama ve ulaşım üzerine. Bir önceki paragrafa ek olarak lojistik bilimi de işin içine giriyor. İnsanlık tarihinde savaşları kazandıran unsurun lojistik olduğunu söylersek eğer, eğitimlerden beklenen performans, verim ve sonrasındaki çıktıların aslında başarılı eğitim organizasyonlarına bağlı olduğu açık ve net. Maliyet kalemine ve yıllık izinlerin, tayinlerin belirsizliğine değinmeye pek gerek yok sanırım. Dördüncü konu, kurum içi ve dışı eğitmenlerin hazırlıkları. Ortada eğitimlerden beklentiler için verilen tariflerin ve gereksinimlerin karşılanması için ciddi bir efor ve emek var. (Çoğu zaman !!) Üstelik o emek ve eforlar genelde katılımcı anketleri ile değerlendiriliyor. Önemsetebilmek tabii ki önemli ancak önemsenmeyen eğitimlerin yansımasının ceremesini eğitmenler ve eğitim departmanları çekiyor günün sonunda. İyi bir eğitim ve eğitmenden alınacak iki ekstra bilginin ne zaman değer kazanacağını kimse bilemez. Aktif / Pasif Yönetimi ve Sunum Teknikleri üzerine aldığım eğitimlerin üzerinden 15 sene geçmesine rağmen hala bugün bile faydasını gördüğüm anlar çok olabiliyor. Bugün üniversitede, çeşitli kurumlarda ve sektörel birliklerde verdiğim derslerde hala öğrenmeye devam ediyorum.

3 saatlik bir eğitim için bazen 3 dakika, bazen 3 saat araştırma, bazen 3 gün veya 3 ay hazırlık, çoğunlukla ise 3 yıllık birikim ve deneyim gerekiyor. Evet, eğitimler eğlenceli geçsin, dikkat çekici ve yenilikçi olsun, kimse sıkılmasın ama bu yukarıdaki 8 başlıktan sadece 1′ine denk geliyor. Her ne kadar sınıf içi eğitimler tiyatrosal ve sanatsal bir kısım barındırsa da her zaman Rıfat Ilgaz Hababam Sınıfı ile komedi barındıracak diye bir taahhüt yok.

Son olarak, kurumun yaptığı bu yatırımlar aslında kişisel gelişimleri de pekiştiren aktiviteler. Sınıf içindeki aktif katılım, seminerdeki etkin dinleme aslında kurumun gelişimi için kritik olsa da, kişinin de kendisine yaptığı bir yatırım. Örneğin, finansal yönetim eğitiminde kurum diyelim ki nakit bütçesi üzerinde gelişim istiyor. Burada alınan bilgileri katılımcı pekala kendi (ev) bütçesi için de uygulayabilir. Veya müzakere becerileri eğitiminde edinilen bilgiler pekala ev sahibi ile olan pazarlıklarda kullanılabilir. Mesela koçluk becerileri eğitimine bir örnek verirsek, koçluk ülkemizde kanunen kabul gören bir meslek artık.

Özetle, bugün kaçta çıkarız cümlesi eğitim departmanları ve eğitmenler için geleceğe ve beklentilere yönelik çok ciddi bir geri bildirim veriyor olmasına rağmen, katılımcılar açısından da en az o kadar değerlendirilmesi gereken bir soru. Eğitimden 1 saat / ders erken çıkmanın kişisel kazancı karşılığında yukarıdaki başlıkların kaybını iyi analiz etmek lazım. Hayatın kendisi bir eğitim, öğrenmenin yaşı yoktur diyerek, kurumsal eğitimleri önemsemek lazım, özellikle de istisna durumlar hariç okul yıllarımıza bir daha geri dönmeyeceğimizi düşünürsek. “Ölü Ozanlar Derneği” üyesi John Keating (Robin Williams) Hocamızın öğrettiklerini başta Carpe Diem’ini, hatırlamayan ve kıymetini kabul etmeyen var mı aramızda ey Kaptan, Kaptanım.